semperannoying:

Late last week, ISIS fighters attacked a Kurdish city in northern Syria, after seizing 21 nearby villages in a major assault. The attack on the city of Ayn al-Arab, known as Kobani in Kurdish, drove hundreds of thousands of residents to flee, most heading to the nearby border with Turkey. The Associated Press is reporting that more than 150,000 Syrian Kurds have entered Turkey since the border was opened to refugees on September 19, and the United Nations warns that number could soon climb as high as 400,000.

Reblogged from kchikurdi with 104 notes

kalpherzamansoldanatar:

'Çirkin Kral' Yılmaz Güney'in İmralı günleri…

Yılmaz Güney’in İmralı tutsaklığı, gün ışığına çıktı. Ölümüne değin Yılmaz Güney’in en yakınında olan Nihat Behram’ın çabaları sonucunda ünlü sinemacının set dışında ilk kez fotoğraflarının çekilmesine izin verdiği Ahmet Boga’nın deklanşöründen yansıyan fotoğraflar.

Everest Yayınları tarafından kitaplaştırılan bu fotoğraflarda Güney’in İmralı’daki yaşamı adeta kare kare okurların önüne geliyor. Fotoğraflara bakınca insan meşhur ‘Kelebek’ filmini anımsıyor.

Güney’in hayatını en güzel Can Yücel anlatır: O da herkes gibi geldi dünyaya /Kapkara bir üçgenden kapkara bir kare / Ne yazıldı üstüne o kazılacak / Kandan davalar, davadan kanlar / Mahpuslar azatlar azaplar / Voltalar votkalar simitvetsonlar / Curalar bakaralar aşklar / Çocuklar çocuklar halklar…

Asıl adı Yılmaz Pütün olan Güney, 1 Nisan 1937’de Adana’nın Yüreğir Ovası’nın Yenice Köyü’nde Vartolu Gûle ile Siverekli Hamo’nun çocuğu olarak dünyaya gelir. 13 yaşındayken Kemal ve And Film adına film bobinleri taşır, Adana’daki sinema salonlarına.

1957’de Ankara’ya gelir. Hukuk fakültesine yazılır. Adana’da lise yıllarında “Pazar Postası” ile başladığı öykü yazmayı burada da devam ettirir. “Yeni Ufuklar” ve “On Üç” gibi dergilere yazar, o dönemin edebiyatçılarıyla birlikte olur.

1958’de sinemanın içine girer. 1959 yılında senaryosunu Yaşar Kemal ile birlikte yazdığı “Bu Vatanın Çocukları” adlı filmde Atıf Yılmaz’ın yardımcılığını yapar ve küçük bir de rol alır. Bu onun ilk filmidir. Aynı yıl Yaşar Kemal ile “Alageyik”i yazar ve Atıf Yılmaz’ın yönettiği bu filmde ilk kez başrol oynar.

Pütün soyadını terk eder “Güney” adını alır. Güney adını almasının nedeni “Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemi” adlı öyküsünde “Ben kendimden utandım, insanlar ayrıntısız olmalıymış… Bunu orospu dediğim karım söyledi” cümlesinden dolayı komünizm propagandasıyla yargılanıyor olmasıdır. Bu yargılama 1.5 yıllık mahkûmiyet ile sonuçlanır.

Mahkûmiyetinin bir bölümünü sürgünde “Konya Günleri” olarak geçirir. Güney, sürgün dönüşü birçok filmde rol alır. Filmlerinin gösterildiği Anadolu’daki sinema salonları dolup taşar. Artık o, Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Ediz Hun gibi oyuncular arasında “Çirkin Kral” olarak tanınır.

Yılmaz Güney’in ‘Çirkin Kral’ lakabını ise bir gazeteci taktı. Tarık Dursun K. Milliyet gazetesinde, Yılmaz Güney ile yaptığı söyleşinin başlığını ‘Çirkin Kral’ olarak attı. Ve o günden sonra bu lakapla anılmaya başlandı.

Güney, “Hudutların Kanunu”, “Seyyit Han”, “Aç Kurtlar”, “Kızılırmak- Karakoyun” gibi filmlerde hem oynar ve hem de yönetmenlik yapar. 1970’lerin başıyla birlikte “toplumsal gerçekçilik” akımı Güney’in sinemasına yansır. 1970 yılında “Umut” filmini çeker.

Güney, 1971’de “Acı”, “Ağıt”, “Vurguncular”, “Umutsuzlar” gibi filmleri çeker ve oynar. Yine 1971’de Nevşehir Cezaevi’ndeyken yazdığı “Boynu Bükük Öldüler” romanı yayınlanır ve ertesi yıl “Orhan Kemal Roman” ödülünü alır.

1972’de Mahir Çayan ve arkadaşlarına “yardım ve yataklık” yaptığı gerekçesiyle askeri cezaevine girer. Güney Dergisi’ni bu yıllarda cezaevinde çıkarır. İki yıl sonra tahliye olur ve “Arkadaş”ı çeker. Film iki eski arkadaşın, özellikle de Azem’in gözünden yozlaşan toplumsal ilişkileri anlatır.

1974’te “Endişe”nin çekimleri sırasında Yumurtalık hâkimini öldürdüğü gerekçesiyle bir daha yargılanır. Bu kez 19 yıla mahkûm olur. 1978’de yönetmenliğini Zeki Ökten’in yaptığı “Sürü” filminin senaryosunu cezaevinde yazar.

1981’de yönetmenliğini Şerif Gören’in yaptığı “Yol”u da cezaevinde yazar. Film İmralı cezaevinden izne giden ayrı arı sorunları, beklentileri, hayalleri, umutları olan beş mahkûmun öyküsünü anlatır.

Yol filmi, 1982’de Cannes Film Festivali’nde Costa Gavras’ın “Kayıp/Missing” filmiyle ortak olarak büyük ödülü, Altın Palmiye’yi alır. Yol filminin aldığı bu ödül Türkiye sineması tarihinde yurtdışında alınan en büyük ödüldü.

Son filmi “Duvar”ı 1983’te Paris’te sürgünde çeker. Film, 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte hapishaneye dönen Türkiye’yi, çocuk mahkûmların gözüyle anlatır. 9 Eylül 1984’te Yılmaz Güney Paris’te sürgünde yaşamını yitirir.

Türk sinemasının “Çirkin Kral”ı Yılmaz Güney, yaşasaydı bugün tam 73 yaşına basacaktı. 47 gibi genç bir yaşta hayatını kaybetmesine rağmen, filmleri, asi kişiliği ve siyasi görüşleriyle, ardında dopdolu ve unutulmaz bir yaşam öyküsü bıraktı.

104 filmde başrol oynadı. 24 filmi kendi yönetti. 50 filmin senaryosunu yazdı, 6 filmin senaryosuna yardım etti. Tüm bunları topladığımız zaman Yılmaz Güney’in emeği geçtiği 111 film var. Güney, Türk sinemasına 1958-1983 yılları arasında, yani çeyrek yüzyıl boyunca, katkıda bulundu.

Babil’le Oscar’a aday olan Meksikalı yönetmen Inarritu sinemacı olmaya, Yol filmini izledikten sonra karar verdiğini söyler. Dünyaca ünlü yönetmen Elia Kazan da, Umut filmini izledikten sonra Güney’in sinemasına hayran kalır. Fransa’da tanışmadan önce, Güney’in affedilmesi için yazılar kaleme alır.

Dostoyevski’nin yazdıklarını Türk sinemasına ilk uyarlayanlardan biridir Güney. Senaryosunu yazdığı, oynadığı, Ferit Ceylan’ın yönettiği Her Gün Ölmektense, Suç ve Ceza romanının serbest uyarlamasıdır. Ama film kayıptır.

1972’de, Yılmaz Güney’in Türkiye’de çıkacak genel aftan yararlanması için 13 ülkeden 170 sinemacının katıldığı bir imza kampanyası başlatıldı. Kampanyaya katılanlar arasında Sartre, Jean-Luc Godard, Peter Brook, Elizabeth Taylor, Tony Richardson gibi isimler vardı.

Baba filmi Güney’in en çok ilgi çeken filmlerindendi. Çocuklarının geleceği uğruna hayatını mahveden Cemal’in hikayesini anlatatır. Filmdeki rolüyle Güney, Adana Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı, fakat jüri kararı değiştirerek ödülü Cüneyt Arkın’a verdi. O da ödülü reddetti.

12 Eylül askeri darbesinden sonra Güney’in Türkiye’deki bütün filmleri toplatıldı. Sonraki süreçte 111 filminden, rol aldığı 24’ünün izine hiçbir zaman rastlanamadı. Bildiğimiz Yılmaz Güney filmleri de vakti zamanında yurtdışına çıkarıldığı için kurtarıldı.

Bu kadar çok filmde oynayan, film yöneten Yılmaz Güney’in bir de edebiyatçı şapkası var. Bu hareketli yaşama, cezaevi yaşamına bir de kendi oğlu için tasarladığı Oğluma Masallar adlı bir çocuk kitabı sığdırmayı bilmiştir.

Türk sinemasının kırılma noktalarından biri kabul edilen Umut filminin baş karakteri. Yönetmen Erden Kıral kendi kuşağını kastederek, “Hepimiz Cabbar’ın o faytonunun merdivenlerinden indik sinemaya,” der.

Yılmaz Güney’in ağzından düşürmediği sözleri de meşhurdur: “Asıl hapishane insanın kafasında yarattığı hapishanedir. Hayatı sınırlayan hapishane odur ki, ilk fırsatta yıkılmalıdır. Dünyayı daha iyi kavrayabilmek için.”

"Ben kimsenin canını yakmadım; onlar benim ateş olduğumu bile bile geldiler… Biz, önceden küçük şeylerle mutlu olan insanlardık. Sonra aklımıza sevda diye bir şey soktular, toparlanamadık…"

"Geride kalan tek şey yüreğim… Sahip bile çıkamıyorum artık ona! Baksana almış başını gitmiş sana… Hayatın iyi, uslu bir seyircisi olmaktansa hayatın içinde başarısız bir adam olmak bin kere daha iyidir. İyi bir boks seyircisi olmaktansa, kötü bir boksör olmayı göze almak daha iyidir…"

"Her şeye rağmen düşmana inat yaşayacağız. Yarın bizim çünkü. Biz öleceğiz ama çocuklarımız bırakacağımız mirası taşıyacaklar yüreklerinde. Ve onların yürekleri bizim altında ezildiğimiz korkuları taşımayacak…"

"Öfkeyi, bir bulutun üzerine yazmak isterdim; yağmur yağsın bulut yok olsun diye… Nefreti, karların üzerine yazmak isterdim; güneş açsın karlar erisin diye… Ve dostluğu ve sevgiyi, yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim; onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye…"

HAZIRLAYAN: BAHADIR ÖZGÜR - Radikal

Reblogged from neredeysengel with 81 notes

”Beraber bilye koleksiyonu yapalım mı?”

ozgena:

"seni aldım bu sunturlu yere getirdim,sayısız penceren vardı bir bir kapattım,bana dönesin diye bir bir kapattım" 

diyor Turgut Uyar. Hayatta en çok kıskandığım kadının kocası…Yaşasaydı 87 yaşında olacaktı. Onun yaşamasını çok isterdim. Hoş, belki tanısam sevmezdim ya. Yine de onunla bir masada oturup ona şu an içimdeki sızıdan bahsetmek isterdim…

Her geçen gün içimdeki oyuğun ne kadar derinleştiğini, kalbimdeki bu sızının yavaş yavaş arttığını, ince bir hastalık gibi ince bir yolda yürür gibi, bir türküyü yavaş yavaş söyler gibi aşık olduğumdan bahsetmek isterdim. 

Sonra aniden sorardım;

-”Siz de Tomris’i böyle mi sevdiniz?”

Bana sen ne anlarsın küstah ufaklık demeyeceğinden emin olduğum için anlatmaya başlardım, bugünün ne kadar kötü geçtiğini..ve bundan önceki günlerinde…

Çoktandır her günün kötü geçtiğinden bahsederdim. Onun şiirini çalar, boktan bir yaz geçirdik bir sürü çocuğu vurdular derdim…

Bir sürü çocuğu tam kafalarından vurdular. Bir an bile düşünmeden, zalimce. Tabutunu tek elimle kaldırabileceğim bir ana kuzusunu yuhladı bir meydan dolusu insan derdim.

”Beraber bilye koleksiyonu yapalım mı?”

Rakıyı fazla kaçırırdım. Dilim peltekleşirdi. Ben iyiyim derdim, dünya kötü. Savaşın ortasında anne olmanın ağırlığını taşıyan kadınların fotoğraflarına baktığım an zamanın durduğunu söylerdim, bir de içimden koşar adım anneme sarılma isteğimin geldiğini…

Bir ülkenin başka bir ülkeyi, bir insanın başka bir insanı, bir kalbin başka bir kalbi nasıl hoyratça bombaladığını anlatırdım. Ve küçücük çocukların yataklarında değil mezarlarında uyuduklarını…

Önümdeki peynire dadanırdım sonra… Kulağımda Zeki Müren şarkıları… Ah be paşam siz de biraz daha yaşasaydınız olmaz mıydı? Ne vardı bu kadar çabuk göç edecek. Hem o aşklar nerede öldü biliyor musunuz sizlerin öldüğü gün, Sabahattin Ali’nin vurulduğu gün…

İnsanlığın dağıldığı gündür, Uğur Mumcu’nun arabasının patladıldığı gün… Hem bize de yazık değil mi, bir ömür iyi insanların yasını tutacağız?

Neyse ki gülmek bana pek yakışmıyor. O yüzden dünyanın tüm acılarına aynı anda üzülebilirim. Omuzlarım da geniştir benim yükünüzü atın sırtınızdan…

Çocukken taşındığımızın evlerin duvarlarını yanımıza alamadığımıza ağlardım. Şimdi o duvarların altında kalanlara ağlıyorum. Değişen tek şey kurduğum dünyanın asıl dünya yanında ne kadar masum kaldığı gerçeği. İnsanlar çok vahşi, bir hayli huysuz ve hırslı… ”Günaydın” dediklerin sabahını huzursuz etmenin derdinde… Ve hepsi öyle güvenli ki kendine… Öyle iyi biliyorlar ki dünyayı dar etmesini başkalarına… Hem ben nereye kaçayım almadan yanıma duvarlarımı…

Bak şimdi şarkıyı Müzeyyen abla söylemeye başladı… ”Evlerinin önü mersin..Ah sular içmem gadınım tersin tersin..Mevlâm seni bana versin”

Mevlam seni bana versin…

Çocukken kendimden kaçar başkalarına saklanırdım. Artık başkalarından kaçıp kendime saklanıyorum. Büyümek böyle bir şey demek. Artık benim bile durup düşünmeye zamanım yok ince şeyleri.. Nasıl kızayım etrafımdakilere?

Ama biliyor musun, sizin şiirleriniz sayesinde anlıyorum aşkın yenilmemesi gereken bir şey olduğuna. Koşulsuz ve şartsız teslim olmam gerektiğine… Ama mesai saatleri içinde değil, aldığım parayı hak etmem gerektiği için tüm enerjimle dünyanın ne kadar boktan bir yer olduğunu insanlara haber vermem lazım…

Oysa biz de bilirdik camdan bir kavanozda yaşamayı, ellerinde demir çubuklarla girmeselerdi bahçelerimize…

Hem nereden çıktı ki karşıma, ben alışmıştım böyle robot gibi yaşamaya… Şimdi bu vicdan azabı gibi beni uyutmayan duyguya bulaşmanın ne anlamı var ki? Hem ben elime yüzüme bulaştırırım, uzak dursun benden Allah aşkına!

Geçen gece yanlışlıkla bardağı kırdım. Her tarafa dağıldılar..Oturup ağladım. Kırdığım ve kırılan her şeye…Artık hiçbir şeyi toparlayamayacak kadar yorgun olduğuma… Birileri ölürken onları HD görüntüyle izlediğime…

İnsan çok ağlayınca içindeki irin gidiyor bir süre. Rahatladım sanıyor, tüm pisliklerin temizlediğine inanıyor. 

Bahçelerimize girmeyin efendiler. Toplarımızı kesmeyin. Bize dokunmayın. Çitle çevirdiğiniz ve sahip olduğunuz mülklerinizden daha fazlasını istemeyiniz. Rica ediyorum bizi öldürmeyin! 

Turgut Uyar yaşasaydı ve ben karşısında böyle saçmalasaydım beni anlardı. Yahut onu tanısam gerçekten sevmezdim, kimbilir.

Ama şimdi onun şiirleri bana asla yaşayamacağım şeyleri hatırlatıyor. Hayatta temiz kalan bir kuytu varsa oraya kaçmalıyım. Her şeye ve herkese uzaktan bakmalıyım. 

Beni seviyorsanız lütfen biraz geri durun…

İlginiz, sevginiz ve nasılsınız sorularınız beni hasta ediyor. Çünkü ben ve yalnızlığım o kadar güzeliz ki, uzaktan izlemeyi başarabilseniz bize hayran kalırsınız…

İçime ince bir hastalık gibi dolan, yavaş yavaş derinleşen bu duyguyu tanıyorum yıllar öncesinden. Ve bu duygunun şu dünyada bir yeri olmadığını bildiğimden elimi bir neşter gibi kullanıp içimden almak istiyorum. Çünkü yeri yok, çünkü Sabahattin Ali’yi vurdukları gün öldü Raif efendi.. Çünkü Müzeyyen Senar şarkı söylemediğinden beri mevlam onu bana vermiyor…

Çünkü yok yere çocukların öldüğü, insanların katledildiği, toprakların kanla yıkandığı bir dünyada seni içimde çok yaşatmazlar…

Hem ben onu uzun ince bir yolda yürürken görmedim hiç…Henüz aşık olmuşum sayılmaz değil mi usta?

Uzanır öperim apoletsiz sevdiğin omuzlarından…

Reblogged from ozgena with 45 notes

😎

😎

iclice:

hiçbir bulut bana ağlamıyormuş meğer

(Source: we-love-rain)

Reblogged from iclice with 19,311 notes

"Varoluşun anlamını yeniden kendimde kursam yavaş yavaş. Dünyada hiç kimsenin neden kendi olamadığı üzerine bir kitap yazsam. Bu ülkedeki vicdan yokluğunun nedenini anlatsam. Yanıma sadece şiir kitapları alsam, bütün dünyanın şiirlerini okumak ölene dek sürse."

Leylâ ERBİL (via sessizsakindingin)

Reblogged from sessizsakindingin with 43 notes

Today ✌️

Today ✌️

mahabadkurdi:

Okul her yerdir cümlesinin kürtlerdeki anlamı.. “Okul Dağlarımızdır”

Reblogged from baperik with 86 notes

Anonymous asked: Nasılsın?

Teşekkürler, iyiyim..

mutereddit:

"Turist, bir yere vardığında, eve ne zaman döneceğini bilir. Oysa gezginin ne zaman döneceği, hatta dönmeyeceği bile belli değildir."

Birbirlerini seven, ama birbirlerinden bir o kadar da uzak olan bu çiftin, birbirlerine ulaşma arayışları… Bu arayışın ve aidiyetsizliğin maddi ifadesi, yol olarak çıkıyor karşımıza. Bu yol da ıssız ve yalnız olan Sahra Çölü’nde geçiyor. Ama bu arayışın sonu trajik sonuçlara neden oluyor.

"İnsan ruhu vücudunun en bitkin parçası. Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için hayat sonu olmayan bir yolmuş gibi geliyor bize."

The Sheltering Sky

Reblogged from ilesya with 53 notes

vallahisenbiliyorsun:

ormandagezenpenguen:

selam ben Türk kızı. İnsanları dış görünüşüne göre ezerim. Her yaptıkları işi ”beni tavlamaya çalışıyor” diye görürüm. Çünkü ben çok güzelim. Bütün erkekler bana hasta. Çevremde pervane oluyorlar. Orda burda kitap okuyor bazıları hayvan besliyor. Doğayı seviyor falan. Çünkü bunlar benim hoşuma gidiyor sadece. Beni tavlamak için çeşit çeşit şeyler. Kitap okumak sadece biz kızların işi. Kotun altına terlik giyen adamların değil. Göz zevkim bozuluyor.
Kareli gömleği de sırf  kızların hoşuna gidiyor diye giymiş görüyor musunuz. 
Allah’ım resmen ulaşılmazım. Herkesden üstünüm çünkü babam bana harçlık veriyor. Özgürüm çünkü babam hava karardıktan sonra gezmeme izin veriyor. İstediğimle de sevişiyorum. Oh. Siz abazalarda evde internet başında karı kız bakın. 
Şu tiple bu insanları böyle lüks restauranta nasıl alıyorlar anlamıyorum. E benim özelliğim nerde kaldı. zaten sırf check-in yapmak için geliyorum. üfff.
Ama yakışıklı erkekler kitap okuyunca ölüyorum ya. Böyle sakallarını sevesim geliyor. Ne kadar bilgililer. 
Son olarak Nutella yiyen erkek candır. 
Teşekkürler

1. türk kızından kasıt, tipine ve giydiklerine bakarak o adamı aşağılamaya çalışan kızlardır. 
2. belki o insan okumayı yeni öğrendi, heves etti bir şeyler okumak istedi, belki parası yoktu o kitabı ona biri hediye etti o şekilde okuyor.
3. kitap okuyan insan profili nedir sizce? sakalları olan? geniş omuzlu? kas ve adonisleri olanlar? yakışıklı erkekler? 
4. hem yakışıklı birini görünce hemen veren tiplerdensin, kitap okumasına da gerek yok. 
5. hem siz değil misiniz sürekli insanların dış görünüşleriyle dalga geçmeyin diyen?
6. sizin amınıza korum.

vallahisenbiliyorsun:

ormandagezenpenguen:

selam ben Türk kızı. İnsanları dış görünüşüne göre ezerim. Her yaptıkları işi ”beni tavlamaya çalışıyor” diye görürüm. Çünkü ben çok güzelim. Bütün erkekler bana hasta. Çevremde pervane oluyorlar. Orda burda kitap okuyor bazıları hayvan besliyor. Doğayı seviyor falan. Çünkü bunlar benim hoşuma gidiyor sadece. Beni tavlamak için çeşit çeşit şeyler. Kitap okumak sadece biz kızların işi. Kotun altına terlik giyen adamların değil. Göz zevkim bozuluyor.

Kareli gömleği de sırf  kızların hoşuna gidiyor diye giymiş görüyor musunuz. 

Allah’ım resmen ulaşılmazım. Herkesden üstünüm çünkü babam bana harçlık veriyor. Özgürüm çünkü babam hava karardıktan sonra gezmeme izin veriyor. İstediğimle de sevişiyorum. Oh. Siz abazalarda evde internet başında karı kız bakın. 

Şu tiple bu insanları böyle lüks restauranta nasıl alıyorlar anlamıyorum. E benim özelliğim nerde kaldı. zaten sırf check-in yapmak için geliyorum. üfff.

Ama yakışıklı erkekler kitap okuyunca ölüyorum ya. Böyle sakallarını sevesim geliyor. Ne kadar bilgililer. 

Son olarak Nutella yiyen erkek candır. 

Teşekkürler

1. türk kızından kasıt, tipine ve giydiklerine bakarak o adamı aşağılamaya çalışan kızlardır. 

2. belki o insan okumayı yeni öğrendi, heves etti bir şeyler okumak istedi, belki parası yoktu o kitabı ona biri hediye etti o şekilde okuyor.

3. kitap okuyan insan profili nedir sizce? sakalları olan? geniş omuzlu? kas ve adonisleri olanlar? yakışıklı erkekler? 

4. hem yakışıklı birini görünce hemen veren tiplerdensin, kitap okumasına da gerek yok. 

5. hem siz değil misiniz sürekli insanların dış görünüşleriyle dalga geçmeyin diyen?

6. sizin amınıza korum.

Reblogged from vallahisenbiliyorsun with 3,290 notes

terrenonussbukorrek:

IMG_2493 * # 7  : … Emozioni … * (Angy Fotoclick ( OFF ))

terrenonussbukorrek:

IMG_2493 * # 7  : … Emozioni … * (Angy Fotoclick ( OFF ))

Reblogged from selidorisland with 8 notes

weaponslover:

morphia-writes:

oliviatheelf:

hippist:

finding-peace-within-me:

no words

finally someone put up the whole thing, tragically beautiful

I know someone will ask, so this is from the movie Watchmen. The entire movie has nothing to do with this scene, really, considering it’s about heroes. But it is a beautiful opener. 

If you think Watchmen had nothing to do with this scene ‘because it’s about heroes’ then you totally missed the point of the movie.

Beautiful!

(Source: boringly-dull)

Reblogged from bvshido with 195,236 notes

kurdistania:

Rescuing the Ezidi’s
ڕزگاركردنی ئێزیدیه‌كان

Reblogged from m4zlum with 210 notes